Sosyal Medya Hesaplarımız

Eğlence

Edge of Tomorrow Vizyonda!

2014 yazının en başarılı filmi olması beklenen, başrollerinde Tom Cruise ve Emily Blunt ile Edge of Tomorrow vizyondaki yerini aldı.

Eklenme Tarihi

-

Edge of Tomorrow Vizyonda!

Temmuz’da 52 yaşına girecek olan Tom Cruise, eskisi gibi büyük roller üstlenmiyor olsa da ekranın vazgeçilmez simaları arasında yer almaya devam ediyor.

Yaşlanmak Cruise’un çekiciliğinden hiçbir şey eksiltmiş değil. 2011’deki Mission Impossible: Ghost Protocol‘da her zamanki hareketli kişiliğini sergiledi ve Rock of Ages‘da bütün marifetlerini öyle ortaya koydu ki filmin vasatlığına rağmen kendisine tezahürat etmekten kendimizi alamadık. En son filmi olan ‘Edge of Tomorrow‘ muhteşem bir film. Filmin konusu, kariyerinin bu aşamasında Cruise gibi çok görülmüş ve tahmin edilebilir olması beklenirken beklenenden çok daha zeki. Bu başarısını da büyük ölçüde Cruise’un oyunculuğuna borçlu.
 
Filmin kurgusu yakın gelecekte geçmekte. Uzaylıların istilası ile 5 yıllık bir süreç içerisinde insanlık yok olmanın eşiğine gelmiş durumda. Cruise, William Cage adında yüksek rütbeli bir Amerikan subayını canlandırmakta. Ancak Cage bir üst subayı kızdırınca kendisini rütbesini yitirmiş olarak savaşın ön cephelerinden birinde, insanlığın son direnişinin bir parçası olarak bulur. Diğer askerler gibi kendisi de mekanik bir kuşam giymektedir ve ölümle burun buruna olduğunun farkındadır.
 
Ancak Cage’in ölümünden sonra ilginç birşey olur. Savaş meydanında ölümünden saniyeler sonra kendini bir önceki günün başlangıcında bulur. Cage ne yaparsa yapsın, ölümü kendisini hep aynı noktaya geri getirmektedir. Cage ne olduğunu anlayamamaktadır ve kimseyi de bu durumuna ikna edememektedir. Sonunda şeref madalyalı bir asker olan Rita Vrataski’yle (Emily Blunt) tanışır. Rita da daha önce aynı tarifi imkansız güce sahip olmuştur. İkisi kafa kafaya vererek Cage’i yeteri kadar uzun süre hayatta tutacak hareketleri keşfedip Mimic’lerin kraliçesi Omega’yı öldürmeye çalışacaklardır.

Edge of Tomorrow Vizyonda!

Edge of Tomorrow Vizyonda!

Groundhog Day filmiyle benzerlikleri gözardı etmek tabii ki mümkün değil. Ancak Edge of Tomorrow‘da ana karakter kendini geliştirmeyi değil hayatta kalmayı amaçlıyor. Film Hiroshi Sakurazaka’nın bilimkurgu romanı All You Need Is Kill isimli romanı üzerine kurulu. Akıllıca tasarlanmış zaman döngüsü konseptiyle övgü toplayan roman, aynı zamanda savaşın monotonluğuna ve manasızlığına dair uygun bir mecaz teşkil etmekte. Edge of Tomorrow‘da da aynı temalar bulunmakta. Ancak film daha çok kurnazca düzenlenmiş aksiyon sahneleri ve duygusal yoğunluk süslü anlarıyla tipik bir Cruise filmi.
 
The Unusual Suspects filminin oscar ödüllü Christopher McQuarrie’sini de içeren üç senaristiyle Edge of Tomorrow ana temasından şaşırtıcı düzeyde başarı sağlamakta. Zaman döngüsü konseptini daha önce hiç görmemiş olsanız bile, filmin sürekli tekrarlanan sahnelerinin ve Cage’in artan hüsranının sıkıcı olması beklenirken, yönetmen Doug Liman ve editör James Herbert ustalıklarını sergileyerek bunun üstesinden gelmeyi başarmışlar.
 
Bazıları filmde sergilenen sürekli tekrar temasını Hollywood’un ölüm travmasını ve nihailiğini ucuzlaştırmasının bir başka örneği olarak göreceklerdir. Ancak Edge of Tomorrow ölümden daha da vahim bir ecelin varlığını öne sürmektedir: Sonsuz ikinci şansların sebep olduğu sonsuz yenilgilerle dolu, hiç bitmeyen bir araf yaşamı..
 
Film coşkun ve ihtişamlı aksiyon sahnelerini Liman’ın kareografisine borçlu. Edge of Tomorrow‘un savaş sahneleri bilimkurgu filmi Saving Private Ryan gibi ve uzaylıları harikulade korkutucu canavar örümcekler. Starship Troopers‘dan beridir sahnede bu kadar başarılı korkunç uzaylılar görülmedi. Edge of Tomorrow Liman’a doldurması için büyük bir kanvas vermiş. Neyse ki Doug Liman’ın parlak zekasını ve sinsi espiri anlayışını yakalamış. Hikayenin mantığı ne kadar karmaşıklaşırsa karmaşıklaşsın, film görsel ve öyküsel olarak takip edilebirliğini yitirmiyor.
 
Bu sefer bir değişiklik olarak Cruise her zamanki gibi özgüveni kuvvetli bir kahramanı canlandırmıyor. Cage bir korkak ve savaşan bir asker olmak için kesinlikle çok yaşlı. Ancak Cruise bu kısıtlamalarını hafife alıyor. Aktör için yaşlılık ve korkaklık sadece aşılması gereken ufak engeller ve Cage’in derinliklerinde gömülü insanlığını uyandırmaya kendini adaması itibar uyandıran bir performans sergilemesini sağlıyor. Ayrıca Cruise filmlerinde hep baskın bir yıldız olmamayı da öğrenmiş. Blunt’ın sağlam karakteri filmdeki bütün en iyi replikleri söylerken, Cruise her zamanki biraz aşırıya kaçan coşkunluğuyla karakterinin imkansız durumunu kullanarak seyirciyi güldürmeye çalışıyor.
 
Edge of Tomorrow‘un yazın en iyi filmlerinden olabileceği hakkında söylentiler vardı. Ancak şimdilik filmin gidişatı bu yönde değil ve yıllardır dünyanın en büyük yıldızlarından biri olan Cruise artık duraklama dönemine girmiş olabilir. Eğer film beklenen başarıyı gösterirse, Tom Cruise’un hala eskisi gibi aranılan bir isim olduğunun kanıtı olacaktır.
 

Edge of Tomorrow (Yarının Sınırında) – Fragman

http://www.youtube.com/watch?v=fGVFDZh999k

Beğen
Beğen Muhteşem Hahaha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Sosyal medya’yı oldukça sık kullanan, gizli gerçeklerin peşinden giden, yaşayan tüm canlılara derin bir sevgi ve saygı besleyen, Istanbul’da ikamet eden.. işte benim Zeki Müren. :)

Devamını Oku
Yorum

Eğlence

Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi

Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi listemiz ile göz yaşlarınıza engel olamayacak, sinema’nın dram türünün, en hüzünlü örneklerine tanıklık edeceksiniz.

Eklenme Tarihi

-

Yazar:

Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi

Kış ayları yaklaşırken, dışarıda yağan yağmurun huzurlu sesi ile birlikte sinema’nın büyülü dünyasına girmek özlemle beklediğimiz zamanların habercisidir. Drama ve romantik filmler ise bu zamanlarda oldukça fazla etki eder seyircisine. Biz de bu dönemi Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi listesi ile taçlandırmak istedik ve listenin sonuna sizler için bir bonus film daha ekledik.

Aşağıdaki filmleri seyrederken yanınızda göz yaşlarınızı silmek için mendil bulundurmayı, yanında ağlamaktan utanacağız sevdikleriniz ile birlikte seyretmemeye özen göstermeyi ihmal etmeyin!

1. Requiem for a Dream (2000)

Film, uyuşturucu bağımlısı 4 karakteri anlatmaktadır. Hubert Selby’nin romanından uyarlanan trajik hikaye, ‘Black Swan’, ‘The Wrestler’, ‘Pi’ ve The Fountain gibi kült filmlere imza atmış Darren Aronofsky tarafından yönetilmiş; özellikle de Clint Mansell tarafından yapılan müzikleriyle hafızalara kazınmıştır.

2. Sophie’s Choice (1982)

İkinci dünya savaşı sırasında, Nazi toplama kampında acılı günler yaşayan Sophie’nin (Merly Streep) dramı… İki çocuk annesi olan Sophie, çocuklarının hayatını kurtarmak için zor bir tercih yapmak zorunda bırakılır. Bu zor seçimden sonra, kamptan kurtulmayı başaran Sophie için, zor günler bitmemiştir. Sonuçta çocuklarından birini kurtarabilirken diğerinin ölümüne engel olamayan kadını bunalımlı günler beklemektedir. William Styrun’un çok satan romanından uyarlanan filmde Merly Streep en iyi kadın oyuncu dalında oscar ve altın küre dahil yedi ödül kazanmıştır…

 

3. Boys Don’t Cry (1999)

Teena Brandon, kendisini bir erkek olarak hisseden yalnız bir kızdır. Bir gün saçını kestirir ve erkek olduğunu ispatlamak için bir bara gider. Daha sonra şehirden ayrılarak Falls City kasabasına yerleşir ve herkese kendini bir erkek olarak tanıtır. İsmini Brandon Teena olarak değiştirir ve fazla geçmeden kendine Lana adlı bir kız arkadaş bulur.

 

4. Philadelphia (1993)

Eşcinsel ve işinde başarılı bir avukatın (Tom Hanks) birgün AIDS virüsü taşıdığı fark edilip, çok geçmeden çalıştığı hukuk bürosundaki işine de sudan bir sebepten dolayı son verilir. Şirketin patronu ile arasının çok iyi olmasından dolayı buna çok şaşıran avukat, şirketi ve patronu aleyhine mahkemeye dava açmaya karar verir. Böylece AIDS kurbanı olan bir insanın toplum içindeki yerini sorgulayan bir dava da başlamış olur. Ve ona bu hukuk mücadelesinde arkadaşı (Denzel Washington) yardımcı olur.

 

5. The Green Mile (1999)

Mucizeler hiç beklemediğiniz yerlerde gerçekleşebilir, hatta Cold Mountain cezaevinin bir hücresinde bile. John Coffey, doğaüstü güçlere sahip bir mahkumdur. Tom Hanks ise bu hapishanede görevli bir gardiyandır.

Yeşil Yol, hastalık, ölüm, iyilik ve kötülük üzerine etkileyici bir öyküyle King’in güçlü kalemini ve Tom Hanks’ın oyunculuğunu birleştiren, duygu yüklü bir film. Yönetmen Darabont, romana sadık kalarak öykünün büyülü duygusallığını beyaz perdeye taşıyor. Bu film, dört dalda Oscar ödüllerine aday gösterilmişti.

 

6. Hotel Rwanda (2004)

Başrolünü Don Cheadle’ın oynadığı, üç dalda Oscar’a aday gösterilen Hotel Rwanda izlemesi zor, unutması daha da zor bir film.

Afrika’nın kalbinde küçücük bir ülke Ruanda. Uganda, Burundi, Kongo ve Tanzanya ile çevrili. Nüfusu 10 milyon. Tarihi acılarla bezeli. Çok değil, bundan 15 yıl önce, dünyanın bir kısmı yeni binyılın eşiğinde farazi kıyamet senaryolarıyla eğleşirken, Ruanda nüfusunun % 10’unu, tam bir milyon insanını 100 gün gibi kısa bir sürede soykırım vahşetine kurban verdi. Belçikalı sömürgecilerin marifetiyle Hutular ve Tutsiler diye iki uydurma etnik gruba bölünen ülke, üstelik Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün burnunun dibinde ve tüm dünya medyasının gözünün önünde yüzyılın en büyük cinnetini geçirdi ve kimsenin kılı bir kıpırdamadı. İşte Hotel Rwanda bu vahşetin, bu duyarsızlığın, bu lanetli tarihin öyküsünü anlatıyor. Ülkenin en lüks otelinde müdür yardımcısı olarak çalışan ve soykırım başladığında sadece kendi ailesini değil, tanıdığı, tanımadığı, 1200’den fazla yurttaşını korumak için tüm servetini ve bağlantılarını seferber eden Paul Rusesabagina bugün ülkesinde gerçek bir kahraman olarak anılıyor. En azından bazıları tarafından. Terry George’un filminin merkezine yerleştirdiği Rusesabagina’nın hikayesi kimi açılardan Spielberg imzalı Schindler’s List’i anımsatıyor.

 

7. Life Is Beautiful (1997)

1930’ların İtalya’sında Guido adındaki tasasız, kaygısız bir Yahudi kitapçı yakın bir şehirdeki güzel kadına kur yapıp onunla evlenerek bir peri masalı başlatır.

Guido ve karısının bir oğulları olur ve İtalya’yı Alman güçleri istila edene kadar birlikte mutluluk içinde yaşarlar. Ailesini bir arada tutabilmek ve oğlunun Yahudi toplama kamplarının dehşetinden elinden geldiğince uzak tutmak çabası ile Guida bu yıkımı bir oyun gibi gösterir. Bu oyunun kazanma ödülü ise bir tanktır…

Birbirine sevgiyle kenetlenmiş bir ailenin mutlaka izlenmesi gereken öyküsü… Bu filmi izledikten sonra hayata bakış açınız değişecek… Bir annenin ve özellikle de babanın akılalmaz mücadelesi!

 

8. City of Angels (1998)

Filmde Nicolas Cage, Los Angeles üzerinde gezinen ve kalp cerrahı Dr. Maggie Rice’la karşılaşan melek Seth’i canlandırıyor.

Dr. Rice, bir hastanın nedensiz bir şekilde ameliyat masasında kaybetmiş, kendine güveni altüst olmuştur. Seth, her ne kadar ölen hastaya yardım için orada olsa da, kendine güvenini tekrar kazanmasına yardım etmek istediği Maggie’den etkilenir. Maggie’in güvenini kazanmasını sağlarken ona aşık olur ve hep izleyip hiç yaşamadığı dünyevi hayata kavuşmanın yollarını aramaya başlar.

 

9. Roots (1977)

https://www.youtube.com/watch?v=EE0mOzkJWnM

Dizimiz Afrika’da başlıyor. Yağız bir delikanlı olan Kunta Kinte’nin hikayesi anlatılıyor. Davul yapmak için uygun kütük arayan Kunta Kinte, köle peşinde koşan Amerikalı avcılar tarafından yakalanıyor ve Amerika’ya götürülüyor. Burada açık artırmada çiftlik sahibi bir adama satılıyor.

Efendisinin kendisine verdiği yeni isim Toby ile çiftlik yaşamına atılıyor. Kunta ise daima özgür olarak yaşama planları yapıyor. Kaçış denemeleri yapıyor fakat yakalanıyor. Son kaçış denemesinde köle avcıları tarafından ayağını kesilmesiyle kaçış denemelerini artık sonlandırıyor. Çiftliğin aşçısı Bell ile yakınlaşıyorlar ve evleniyorlar. Kizzy adında bir kız çocukları oluyor. Ve Kunta Kinte’nin soyundan gelen birkaç jenerasyonunun başından geçen olaylar acısıyla, tatlısıyla bizlere aktarılıyor…

 

10. The Champ (1979)

Billy Flynn eski bir boks şampiyonuydu ama bütün dünya onu alkol ve kumara yenik düşmüş biri olarak görüyordu, küçük oğlu TJ hariç. O, babasının sakatlanarak boksu bırakmak zorunda kaldığını sanıyordu ve babası onun için her zaman ŞAMPİYON olarak kalacaktı.

Frances Marion’un yazdığı bu hikaye, 1931’de iki Akademi Ödülü birden kazandı ve yönetmen Franco Zeffirelli tararından güncelleştirilerek, John Voight, Faye Dunaway ve Ricky Schroder gibi yıldızlarla unutamayacağınız bir film oldu.

Bonus: In Love and War (1996)

Muhabir Ernest Hemingway 1. Dünya Savaşı esnasında İtalya’da ambülans şöförlüğü yapmaktadır. Hayatını görev esnasında tehlikeye atarken yaralanır ve gözlerini bir hastanede açar. Hemşiresi Agnes von Kurovsky ile aralarında tutkulu bir aşk başlar.

 

Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi Hakkında

Film listeleri hazırlamak daima zordur ve büyük bir okuyucu kitlesi kendilerince çok daha önemli olan filmleri listede görmek ister. Bu doğrultuda sizi en çok ağlatan, bu listede var olan filmlerden çok daha hüzünlü olduğunu düşündüğünüz filmleri lütfen aşağıdaki yorum alanı üzerinden bizlerle ve okuyucularımızla paylaşın.

Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi‘nin fragmanlarını YouTube üzerinde hazırladığımız Playlist üzerinden rahatlıkla tek bir ekrandan seyredebilirsiniz.

Son olarak Tüm Zamanların En Hüzünlü 10 Filmi‘nin film açıklamalarında DivXPlanet ve Beyaz Perde sitelerinden faydalandık.

İlginizi Çekebilecek Benzer Film Listelerimiz;

Beğen
Beğen Muhteşem Hahaha İnanılmaz Üzgün Kızgın
Devamını Oku

Diğer

8 Kötü Şöhretli Suç Fotoğrafı

Oldukça kötü bir şöhrete sahip olan 8 suçlunun fotoğrafları ve arka plandaki suç hikayeleri bu liste içinde yer almaktadır.

Eklenme Tarihi

-

Fotoğraf tarihinde toplumların üzerinde silinemez etkiler bırakan suç ve suçluların fotoğrafları bulunmaktadır.  Ne olursa olsun asıl olan işlenen suçların bütün fotoğrafları acı ve günahkarlığın somut halidir.

Uyarı: Bu listed yer alan fotoğrafların bazıları okuyucuları rahatsız edebilecek niteliktedir.

 

Deli Bombacı’nın Deli Gülüşü

Deli Bombacı’nın Deli Gülüşü

Adı bilinmeyen ve “Deli Bombacı” olarak tanınan bir adam New York’u 16 yıl boyunca terörize etti. Bir enerji şirketi olan Consolidated Edison’ın sahip olduğu Sinema, metro durakları, kütüphaneler ve binalar gibi halka açık bölgeye bomba yerleştirdi.

Toplamda 33 bomba yerleştirdi ve 22 tanesi patladı. Mucizevi bir şekilde sadece 15 kişi yaralandı. Yerleştirdiği her bomba için polisi aradı ya da gazetelere ilan verdi fakat asla bombanın tam konumunu vermedi. Bu doğal olarak bir kaos yarattı çünkü polis hem bombaları bulmaya hem de insanları sakin tutmaya çalışıyordu.

Polis bu adamla ilgili daha detaylı bir araştırma yapmaya karar verdiğinde  bir kriminolog’dan bombacının profilini çıkarmasını istedi. Kriminolog, bombacının Doğu Avrupalı olduğu, ve bir dönem Con Edison için çalışıp bir şekilde oradan kovulduğu sonucuna vardı. Ve tabi ki kovulmak bu adama adil gelmemişti.

Profil basıldıktan bir gün sonra polis gazeteye bombacıya teslim olması için çağrı yaptı.  Buna karşılık olarak bombacı ateşkes yapacağını fakat Con Edison’ı yine de patlatmak istediğini açıkladı.

Bombacı Con Edison’da çalışırken yaralandığını açıkladı, bunun üzerine Con Edison bir araştırma yapıp bu adamın George Metesky olduğunu ve çalışırken yaralandığını öğrendiler. 26 gün hastalık maaşı aldıktan sonra işten atılmıştı. Tazminat istediğinde ise bu reddedilmişti çünkü bu durumun geç dosyalandığını öne sürmüşlerdi.

Yakalandığında tüm suçunu itiraf etti. Tüm şehri korkuya boğan bu adamın parmaklıklar ardında fotoğrafının çekilmesine izin verildi. En ünlü fotoğrafı New Yok Daily News fotoğrafçısı Judd Mehlman’ın yakaladığı ve yukarıda sizlerle paylaştığımız karedir.

Metesky, halka delice şeyler yapan deli bir adam olarak tanıtıldı. Metesky mahkemeye çıkabilecek biri olarak görülmedi ve 90 yaşına kadar devlet hastanesinde yaşadı.

 

Ricky Kasso, Genç Satanist

Ricky Kasso, Genç Satanist

Satanizm’in genç insanların arasında en ateşli aşamasındayken çılgın gözler ve heavy metal tişörtüyle fotoğraflandı bu genç adam. Genç kızlar ve erkekler heavy metal yüzünden uyuşturucudan çürümüş Satanistler haline gelmekteydi. 17 yaşındaki Ricky Kasso ailenizden çıkabilecek herhangi kötü bir ergendi.

Bu fotoğraf 1984 Haziran’ında 17 yaşındaki Gary Lauwers’ı öldürme suçundan tutuklandığında çekildi. Kasso lise terk bir uyuşturucu bağımlısıydı ve partileri seviyordu. Bir noktada Lauwers ve Kasso arkadaşlardı ama Lauwers Kasso’dan uyuşturucu çaldığında işler değişti.  Bu olaydan bir süre sonra Kasso, Lauwers’a onu affettiğini ve ormanda arkadaşlarıyla yapacağı partiye gelmesini söyledi.

Ormanda meskalin adı verilen ve halisünasyon görmelerini sağlayan bir madde kullandılar. Bir süre sonra Kasso bir karga sesi duydu ve bunu Lauwers’ı öldürmesi için bir işaret olarak yorumladı. İkisi kavgaya başladılar ve Kasso Lauwers’ı bıçakladı. Kasso ona diz çöktürdü ve ona “Şeytanı seviyorum de”  diye emretti. Buna karşın Lauwers annesini sevdiğini söyledi ve Kasso onu göğsünden, boynundan ve suratından olmak üzere 17 – 36 arasından darbeyle bıçakladı. Hatta onun gözlerini çıkardı. Daha sonra cesedi çürümesi için ormanda bıraktı.

Birkaç hafta boyunca Kasso işlediği cinayetle övündü ve hatta insanları cesedi görmeleri için ormana bile götürdü. Sonunda biri onu ihbar etti ve Kasso tutuklandı. Bu fotoğraf çekildikten iki gün sonra Kasso kendini hücresinde astı.

 

Salyalı Andre Rand

Salyalı Andre Rand

Andre Rand 1960’ların ortasında Willowbrook Devlet Okulunda bekçiydi. Bu okulun adı kötüye çıkmıştı çünkü Geralde Rivera yaklaşık 6.000 mental bozukluğu olan çocuk üzerinde barbarca yapılan tedaviler üzerine bir belgesel hazırlamıştı. Rand o okulda birkaç sene çalıştı, ta ki çocuklara cinsel saldırı ve kaçırma gibi suçlardan dolayı tutuklanana kadar. İlk tutuklanmasından sonra hayatının birkaç yılını bir içerde bir dışarda geçirdi.

1987 yılında  Willowbrook Devlet okulu kapatıldı ve bina terk edildi. Aynı dönemde bir seri katil ve akıl hastasının bodrum tünelinde yaşadığına dair bir şehir efsanesi ortaya çıktı.

Bu şehir efsanesinin bir şekilde gerçek olduğuna dair kanıtlar ortaya çıkmaya başadı. 1987 yılında doğuştan down sendromlu olan Jennifer Schweiger kayboldu ve 35 gün sonra Rand’in kampının yakınında bulunan okul mülkünde gömülü olarak bulundu.

Rand tutuklandı ve suçlandı. En kahredici görüntü ise; polisin kelepçelediği Rand’in deli gibi görünmesi ve ağzından durmadan salyalar akıtmasıydı. Rand’i böyle korkunç bir suç işleyecek bir canavar gibi gösteren fotoğraf Tony Carannante tarafından çekildi.

Tutuklandıktan sonra başka dört cinayet daha Rand’in suçlamaları arasındaydı ve bu kurbanların içinde iki tane 5 yaşında çocuk da yer alıyordu. Ancak Rand Schweiger ve 1981 yılında kaybolan Holly Ann Hughes cinayetlerinden hüküm giydi. Onun da cesedi iddia edilen diğer 3 kurban gibi bulunamadı. Aslında Rand’in masum olduğuna ve sadece ikinci derece kanıtlarla hüküm giydiğine inanan insanlar bulunmakta.

 

Karla Homolka’nın Siyah Gözleri

Karla Homolka’nın Siyah Gözleri

Paul Bernardo ve Karla Homolka Kanada tarihinin en kötü şöhretli katilleridir. Bernardo suç kariyerine düzinelerce kadına vahşice tecavüz ederek başladı. En sonunda Karla Homolka ile evlendi ve Karla kendi öz kardeşi Tammy’nin de dahil olduğu üç vahşi tecavüz ve cinayette Bernardo’ya eşlik etti.

Bu korkunç suçlar dünya çapında duyuldu. Fakat eskiden de şimdi de birçok kişiyi etkileyen Homolka’nın korkunç siyah gözlerinin fotoğrafı oldu. Bu fotoğraf Bernardo’u saldırı ile suçladığında kanıt olarak çekildi. Bunun sonucu hem polis hem de halk Homolka’nın Bernardo’nun kurbanı olduğuna inandı. Ve yine bu fotoğraf karşılığında Homolka sadece 12 yıllık hapis cezası aldı.

Bu fotoğraf 1992 Aralık ayında olan olayın bir sonucuydu. Bernardo, Homolka’yı bir fenerle çok kötü dövmüştü. Ailesi daha sonra onu kurtardılar ve onu Bernardo’dan kurtardılar. Bu şekilde Bernardo’nun sonu gelmiş oldu.

Maalesef Homolka’nın cinayetlere söylediğinden daha fazla katkıda bulunduğu ortaya çıktı. 2005 yılında serbest kaldı, şuan kocası ve 3 çocuğuyla yaşamakta.

 

Ted Bundy İçindeki Canavarı Açığa Çıkarıyor

Ted Bundy İçindeki Canavarı Açığa Çıkarıyor

Ted Bundy tüm zamanların en ünlü ve en çok öldüren seri katillerinden biridir. Yüzeyde akıllı ve iyi görünümüyle içindeki canavarı saklayabilmesiyle tanınır. Davaları boyunca insanların çoğu böyle görünen ve davranan bir adamın nasıl bu suçlarını işlediğini anlayamadılar. Hatta onu cezalandıran hakim bile onun hayatının bir noktasında kafayı kıran parlak genç bir adam olduğunu düşünmüştür.

Yukarıda gördüğünüz ve Bill Frakes’in çektiği fotoğraf  Bundy’nin içindeki hiddeti çok net yansıtmaktadır. Bu fotoğraf Bundy’nin son kurbanı olan 12 yaşındaki Kimberley Leach davasında Orlanda’da çekilmiştir. Bundy, Leach’I okuldan kaçırmış ve kızın cesedi haftalar sonra bulunmuştu.

Bu davada Bundy kendi avukatı olmamayı seçti. Kendini normalde bilinen sakin ve düzgün tavrında tutmakta problem yaşıyordu. Bu fotoğraf Bundy’nin mahkeme salonunu terketmeye çalıştığı fakat polis tarafından durdurulduğu zaman çekilmişti. Bu görünüşte çekici Bundy’nin kendini kaybettiği nadir anlardan biriydi. Bu bize küçük de olsa Bundy’nin 30’dan fazla kurbanının onda gördüğü şeyi görmemizi sağlayan bir fotoğraf.

 

Thomas Shipp & Abram Smith’in Linç Edilişi

Thomas Shipp & Abram Smith’in Linç Edilişi

Çok fazla Afrikalı Amerikalı halkın önünde ve halk tarafından linç edilmiştir ve bu korkunç anlara ait birkaç adet fotoğraf bulunmaktadır. Yukarıdaki fotoğraf Lawrence Beitler tarafından çekilmiştir.

Linç edilen bu iki adam 18 yaşındaki Thomas Shipp ve 19 yaşındaki Abram Smith’di. Bir gece önce tutuklanmışlardı ve aralarında James Cameron’da vardı. Bu içlü nehir kenarında araba sürüyorlardır ve o sırada Claude Deeter ve Mary Bell ile karşılaştılar. Cameron’a göre Shipp ve Smith çifti soymak istediler ve Cameron’a bir silah verdiler. Cameron çifti tanıdığını fark ettiğinde oradan uzaklaşmaya karar verdi. Ve kısa süre sonra silah sesleri duyduğunu iddia etti. Üçlü ilerleyen saatlerde Deeter’ın öldürmek ve Bell’e tecavüz etmekten tutuklandı.

Tutuklamadan bir gün sonra yüzlerce kişinin olduğu bir grup hapishanenin etrafını sardılar. Bu kalabalık üçlüyü linç etmeye hazırdı. Grup balyoz kullanarak hapishaneye girdi, öndelikle Smith ve Shipp’i çıkardılar.  Önce onları dövdüler ardından da onları astılar.

Mucizevi bir şekilde Cameron’da tam asılacakken kalabalıktan biri onun masum olduğunu söyledi. Ve kalabalık onun gitmesine izin verdi. Bu olay Cameron’ı linçten kurtulan tek insan olarak tarihe geçirdi.

Fotoğrafçı, bu fotoğrafı iki versiyonda bastı. Biri kalabalığı göstermiyordu fakat diğeri olayı izlerken gülümseyen insanları da içeriyordu. Günler içinde bu fotoğraflar yüzlerce sattı.

Bu olay Güney’deki insanlar için bir onurken dışarıdaki insanları şoka soktu. İlk defa insanlar bu fotoğrafla kendi ülkelerinde ırkçılığın ne kadar korkunç bir noktaya geldiğini farkettiler.

 

Bonnie & Clyde Saçmalarken

Bonnie & Clyde Saçmalarken

Amerika tarihinde en fazla romantize edilen suçlular Clyde Barrow ve kız arkadaşı Bonnie Parker’dır. Çiftin suçları genelde sisteme karşı gelen aşıkların büyüleyici hikayesi olarak görülüyordu ve hala da öyle görülmekte. Aslında olan ise fakir insanlardan çalan bir çete oldukları idi. En kötüsü ise soğuk kanlılıkla 13 kişiyi öldürmüş olmalarıydı.

Bu fotoğrafı aslında polis yaydı, bunlar basılmamış bir film makarasında bulundu. Polis elinde başka fotoğraf olmadığı için aranan kaçakların bulunması için bu fotoğrafları kullanmak zorunda kaldı.

Bu fotoğrafların paylaşılması olayların görüntüsünü çok değiştirdi. Bonnie ve Clyde aşık vahşi genç isyankarlar olarak görülmeye başlandı. İnsanların fakirlik içinde kurallara uymak zorunda olduğu bir dönemde ortaya çıkan bu çift ve fotoğraflar genç Amerikalılar arasında bu çiftin bir fenomen olmalarını sağladı.

 

Sevgililer Günü Katliamı

Sevgililer Günü Katliamı

Şikago’da 1929 yasaklar çağında kara borsada kontrol sahibi olmak isteyen iki ana çetenin savaşı vardı. Çeteler George “Bugs” Moran ve Al “Scarface” Capone tarafından yönetiliyordu.  Moran, Capone’yi yakalayacak kişiye büyük bir para ödülü vereceğini duyurdu ve Capone ilk saldırıyı yapmaya karar verdi.

Capone saklanırken ilk saldırı emrini verdi. 14 Şubat 1929 yılından iki adam polis memuru olarak, iki adam ise takım elbiseyle Moran’ın bulunduğu yere gittiler. Çetenin 5 üyesi oradaydı ve 2 tanesi de garajdaydı. Duvara doğru dizilmelerini söylediler ve Capone’nin adamları diğer çetenin 7 üyesini üzerlerine ateş açarak öldürdüler. Enteresan bir biçimde çetenin ölmeyen tek üyesi Moran’dı çünkü o sırada uyuyordu ve garajda değildi.

Suç korkunç ve şok ediciydi ve fotoğraflar bu durumu daha da kötüleştirdi. Bu fotoğraf Chicago American’dan Tony Bernardi tarafından çekildi. Polis onun bu fotoğrafı çekmesine izin vermişti.

Katliam hem Moran hem de Al Capone’nin çöküşü oldu. Capone’yi destekleyenler bu fotoğrafı gördükten sonra ona sırt döndüler. Moran basitçe tekrar bu insan gücünü toplayacak bütçeyi bulamadı ve bu sırada Capone de vergi kaçakçılığından tutuklandı.

Beğen
Beğen Muhteşem Hahaha İnanılmaz Üzgün Kızgın
Devamını Oku

Eğlence

Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Suç Filmi

Tüm zamanların en iyi suç filmlerini sizler için bir araya getirdik ve fragmanları ile süsledik, sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyoruz.

Eklenme Tarihi

-

Yazar:

Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Suç Filmi

Daha önce hazırladığımız bir çok “en iyi film” listeleri büyük ilgi gördü ve okuyucularımızdan bu tarz listeler yayınlamamız konusunda çeşitli tavsiyeler aldık. Bunun sonucunda büyük bir özen ile hazırladığımız Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Suç Filmi listemiz ile karşınızdayız.

”Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrıya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrının çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrıya günahlarımı affetmesi için dua ettim.” – Al Capone

1. The Godfather

IMDB Puanı: 9.2
Yönetmen: Francis Ford Coppola
Oyuncular: Al Pacino, Richard S. Castellano, Talia Shire, Marlon Brando, James Caan, Robert Duvall, Diane Keaton, Al Lettieri, Richard Conte, Sterling Hayden

Konusu: Mario Puzo’nun aynı adlı romanından sinemaya aktarılmıştır. Don Corleone’nin kızı Connie’nin düğününde, ailenin en küçük oğlu Michael babasıyla barışır. Aileye yapılan bir saldırıdan sonra, Don artık işleri yönetemeyecek duruma düşürülünce, ailenin başına Sonny ve Michael geçer. Diğer ailelere savaş açan Corleone ailesinin hikayesi anlatılıyor.

2. Goodfellas (1990)

IMDB Puanı: 8.7
Yönetmen: Martin Scorsese
Oyuncular: Robert De Niro, Paul Sorvino, Tony Darrow, Joe Pesci, Debi Mazar Ray Liotta

Konusu: Gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanmıştır. Henry adında bir gangster, Jimmy ve Tommy isimli arkadaşlarıyla beraber soygun yaparlar ve bu arada onlara yardımcı olan diğer kişileri öldürürler. Bu durum mafyanın dikkatini çeker ve iki arkadaş yükselişe geçer fakat Henry bu durumdan olumsuz etkilenmiştir. Henry bu konuda birşeyler yapmak zorundadır.

3. Pulp Fiction

IMDB Puanı: 8.9
Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: John Travolta, Samuel L. Jackson, Uma Thurman

Konusu: Hayatlarına renk katmak isteyen genç ve aşık bir çift, iki tane suçla kaşarlanmış gangster ve para karşılığı hile yapmayı reddeden cesur bir boksörün yolları kesişecektir.

4. City of God

IMDB Puanı: 8.7
Yönetmen: Fernando Meirelles
Oyuncular: Alexander Rodrigues, Leandro Firmino, Alice Braga, Seu Jorge, Phelippe Haagensen

Konusu: 60’lı yıllarda City of God gücünü uyuşturucu savaşlarından almıştır. Arka sokaklarda yaşayan iki arkadaşın hikayesini anlatıyor. Kendilerine farklı yollar seçen gençlerin gözünden şehrin yokedici gelişimine tanıklık ediyoruz.

5. The Usual Suspects

IMDB Puanı: 8.7
Yönetmen: BryanSinger
Oyuncular: Kevin Spaces, Benicio del Toro, Gabriel Byrne, Stephen Baldwin, Chazz Palminteri

Konusu: Birbirinden yetenekli ve kendi alanlarında uzman beş suçlu, bir kaçırma olayından sonra gözaltına alınır. Hikayeyi araştıran dedektif 27 kişinin ölümü ile sonuçlanan olayda bu beş suçlunun parmağı olduğunu düşünmektedir. Fakat bütün soru işaretleri bir isim üzerinde yoğunlaşmıştır. ”Keizer Soze”

6. Reservoir Dogs

IMDB Puanı: 8.4
Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: Quentin Tarantino, Steve Buscemi, Michael Madsen, Tim Roth, Harvey Keitel

Konusu: Büyük bir hırsızlık olayı için bir araya gelmiş, birbirlerinin isimlerini bile bilmeyen bir grup, soygun sırasındaki aksiliklerler nedeniyle kan gölüne dönmüş ortamdan kaçmaya çalışırken, aralarında bir polis casusu olduğunu öğrenirler. Mücadele artık psikolojik bir savaşa dönmüştür.

7. Bonnie and Clyde

IMDB Puanı: 7.9
Yönetmen: Arthur Penn
Oyuncular: Warren Beatty, Faye Dunaway, Michael J. Pollard

Konusu: A.B.D ekonomik bir krizin eşiğinde can çekişmektedir. Bonnie annesinin arabasını çalan Clyde’ı çekici bulmaktadır ve en sonunda onunla beraber kaçmaya karar verir. Artık ikiside birer suçludur. Peşlerine düşen polis teşkilatı onları yakalamaya kararlıdır.

8. Touch of Evil

IMDB Puanı: 8.2
Yönetmen: Orson Welles
Oyuncular: Orson Welles, Franklin Coen, Paul Monash

Konusu: Balayında olan başarılı dedektif, bir arabanın patlamasına şahit olmuştur. Miguel bombanın Amerikan yapımı bir yağın olduğunu farkedince davayı almaya karar verir.

9. Casino

IMDB Puanı: 8.2
Yönetmen: Martin Scorsese
Oyuncular: Robert De Niro, Joe Pesci, Sharon Stone, James Wood, Frank Vincent

Konusu: Ace, renkli gece hayatı ve kumar masalarıyla ünlü Las Vegas’ta kumarhanelerden birinin yöneticisidir. İşe başladığı günden beri işini düzgün yapmış ve arasını diğerleri ile hep iyi tutmuştur. Ta ki yakın arkadaşı Nicky ona yardımcı olmaya başlayana kadar…

10. Chinatown

IMDB Puanı: 8.3
Yönetmen: Roman Polanski
Oyuncular: Roman Polanski, Jack Nickolson, Faye Dunaway, John Hıston, Perry Lopez

Konusu: Ida isimli bir kadın, L.A su teşkilatında çalışan kocasının onu aldattığından şüphelenerek özel bir dedektife başvurur. Dedektif adamı, bir kadınla yakalayıp fotoğraflarını çeker ve dava kapanır. Daha sonra aldatan koca ölü bulunur ve olayı çözmek isteyen dedektif birçok gizemle karşılaşır.

Beğen
Beğen Muhteşem Hahaha İnanılmaz Üzgün Kızgın
Devamını Oku

Popüler Makaleler